|
ULU
ÖNDER KAYSERİ’DE… (19-21 Aralık 1919)
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk,
Kayseri’yi dört kez ziyaret etmişlerdir:
1.
19-21 Aralık 1919
2.
13-14 Ekim 1924
3.
20 Eylül 1928
4.
4-5 Şubat 1934
Ulu Önder’in
Kayseri’ye ilk gelişlerinin tarihi olan 19 Aralık 1919 tarihi Kayseri
halkı tarafından büyük bir gururla kutlanmaktadır. Bu haklı gurur, Türk
Kurtuluş Savaşının planlandığı en kritik günlerde tecelli eden ziyaretin
öneminden kaynaklanmaktadır. Bu tarihi vakanın ayrıntıları Kayseri için
ve Milli Tarihimiz için önem taşımaktadır. Ulu Önder’in 19 Aralık’ta başlayan
ve 21 Aralık’ta sona eren Kayseri gezisinde neler olmuştu, Ulu Önder kimlerle
buluştu, neler söyledi, nereleri ziyaret etti? Bütün bunları sizlerle
paylaşmak istiyoruz.
19
Aralıkta Sivas’tan Kayseri’ye hareket edildi
19 Aralık
1919’da Sivas’tan Kayseri’ye hareket eden heyette Mustafa Kemal Atatürk,
Mazhar Müfit Kansu, Hüsrev Gerede, Hüseyin Rauf Orbay, Dr.Refik Saydam,
Hakkı Behiç, A. Rüstem, Şeyh Fevzi Efendi, yaverleri Cevat Abbas Gürer,
Muzaffer Kılıç, Bedri ve başka şahıslar da bulunmaktadır.

Mazhar Müfit Kansu
Heyet-i Temsiliye Üyesi olan Mazhar Müfit Kansu, hatıralarında Sivas’tan
Kayseri’ye gelişin serüvenini şöyle anlatır: “Sivas’tan hareketimizden
sonra, bir köprü başına geldik, doğru gidilirse bu yol Tokat ve Amasya’ya
gidiyordu, sola dönerek köprü geçilecek olursa bu da Kayseri yolu idi.
Tabii biz sola saptık, bir müddet sonra ismi hatırımda kalmayan bir köye
geldik.” “Köyden harekatımızdan sonra, bir dağın kenarından geçen şose
üzerinden dağı aşmak oldukça zahmetli geçtik. Nihayet kar ve buzdan çok
eziyet çekerek 19 Aralık 1919 Cuma günü Kayseri’ye yaklaşmakta idik.” Mazhar Müfit Kansu’nun içerisinde bulunduğu eski otomobilin
üç defa iç lastiklerinin parçalanması sonucunda, araçları yolda kalmış.
Çok çetin kış şartlarında diğer ekipten geri kalmışlar ve kara saplanan
arabayı kurtarmak için Taşçızade Mehmet Efendi, Amerikan Kolejinden bir
kamyon bulmuş ve arabadakiler kurtarılmış ve gece saat 23 sıralarında
Kayseri’ye getirilmişlerdir.
Kayseri’de
hava çok soğuktu ve kar serpiştiriyordu, halk çok kalabalıktı
Mustafa
Kemal Paşa ve beraberindekiler ise 19 Aralık 1919’da akşam saatlerinde
Kayseri’ye ulaşmışlardır. Oldukça soğuk bir gündür. Yerler tamamen buzla
kaplıdır ve gün boyu devam eden kar yağışı aralıklarla sürmektedir. 1899
doğumlu olan Ahmet Hilmi Güçlü’nün ifadesine göre, Atatürk’ün geleceğini
öğrenen halk, soğuğa ve kar yağışına aldırmadan yollara dökülmüştür.
Çifte Kümbetlere kadar yolun iki yanını doldurmuşlar; atlılar ise, çok
daha uzaklara gitmişlerdi. Vakit akşam üzeriydi ve Atatürk’ü “Yolunda
ölmeye hazırız paşam!” sözleriyle alkışlıyorlardı. Akşam İmamzade
Raşit Ağa’nın evinde misafir edildi, demektedir.
Atatürk,
eski bir Ford arabaya binmişti, hemen halkın içine karıştı ve yürüyerek
şehre geldi
O tarihte
Jandarma kaleminde yazıcı olan 1314 doğumlu Talaslı Gazi Türkcan ise,
Ömer Çelebi’ye şunları ifade etmiştir: “Ben, o zaman Jandarma kaleminde
yazıcı erdim. Jandarma kumandanımız Binbaşı Hayri Bey ve Jandarma Bölük
Kumandanımız da Yüzbaşı Alip Tatıp Bey idi. Atatürk’ün geleceğini ilk
olarak Yüzbaşı Tatıp Bey, o sabah bize söyledi. Kumarlı’ya kadar yolun
her iki yanı asker ve jandarmayla koruyucu tedbir alınmıştı. Vakit ikindi
üzeri, yani akşam yakınıydı. Halk, Çifte Kümbetlere kadar yolun iki yanını
tutmuştu ve çok kalabalıktı. Atatürk, eski bir Ford araba ile geldi. Halk
ile yavaş yavaş yürüyerek geldi. Şimdiki stadyumun yanında Küçük Hacı,
deve kurban etti. Hava çok soğuktu ve hafif hafif de kar atıştırmakta
idi.
Kayserililer
Ata’yı Cirit oynayarak karşıladılar
O zamanlar
on sekiz yaşında bir delikanlı olan 1317 (M.1901) doğumlu Ali oğlu Osman
Bakkalbaşı, Atatürk’ü karşılayan atlılar arasında bulunduğunu bildirdiği
gibi, 1315 (M.1899) doğumlu olan Ali Büyükgöncü de atlılar arasında bulunduğunu
bildirmiş ve o günü şöyle anlatmıştır: “Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının
geleceği haberi duyulunca, sabahın erken saatinde 500-600 kadar atlı toplanarak
yola çıktık. Yaya karşılayıcılar pek çoktu. Çifte kümbetlerden şimdiki
hükümet meydanına kadar yolun iki yanı insanla doluydu. Atlılar, cirit
oynayarak yol boyu çok ileri açıldık. Ben ve bir atlı arkadaşım çok daha
giderek Kayırhanı’nda karşıladık. Mustafa Kemal, beyaz renkte bir arabadaydı.
Hava çok soğuktu. Çifte Kümbetlere gelince Mustafa Kemal Paşa (arabadan)
indi. Yolun her iki yanındaki halkı selamlayarak belediyeye kadar yürüyerek
geldiler. Şehre giriş yeri olan ve şimdiki stadyumun yanında Küçük Hacı,
bir deveyi kurban (olarak) kesti. Belediyeye geldiklerinde vakit
akşam namazı vaktiydi. Belediyeden ayrıldıktan sonra eşraftan İmamzade
Raşit Ağa’nın evine gitti ve orada misafir kaldılar. Bu ev, yapısı ve
mobilyası bakımından şehrin en iyi eviydi.”
Vali’den
ihtiyatlı karşılama ve bir çocuktan heyecanlı bir şiir
Hali hazırda
işgal altında da olsa bir Osmanlı Devleti ve hükümeti vardı. Valiler,
devletin ve hükümetin valisi oldukları için zamanın Kayseri valisi de
Atatürk’ü sadece uzaktan izlemekle yetinmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün
emir eri Ali Çavuş, bu durumu hatıralarında şöyle dile getirir: “Kayseri
halkı çok büyük bir coşku ile Atatürk’ü karşıladı. Kayseri valisi kafileyi
Kayseri’nin uzağında, bir İngiliz arabasına binmiş olarak karşılamıştı.
Bu hal Atatürk’ün gözünden kaçmamış, valiyi arabalarına almadan Kayseri’ye
girmişlerdi. Valiye kızgınlığı, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde İngilizlerin
olumsuz gayretleri ve Sivas Kongresindeki “manda meselesi”ndendi. (Valiye)
bir Türk atasözünde (olduğu) gibi ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü
demek istemişti.”Atatürk’ün emir eri Ali Çavuş’un naklettiği bu
bilgiyi ihtiyatla karşılamamıza sebep olan bilgiler vardır. Kayserili
Cemal Hattat’ın hatıralarında daha Kayseri’deki ilk geceden itibaren gece
geç vakitlere kadar zamanın Kayseri valisi Salih Lütfü Bey ile görüşmeler
yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir gün sonra da valiliği ziyaret edeceklerdir. Emir eri Ali
Çavuş’un dikkat etmediği husus, Salih Lütfü Bey’i alenen riske sokmamak
için Atatürk ve arkadaşlarının halkın huzurunda onunla birlikte görüntü
vermekten sakınmaları olabilir. Emir Eri Ali Çavuş, Atatürk’ün Kayseri’ye
geldiğinde halka kısa bir konuşma yaptığından da bahseder:
“Atatürk
halka kısa ve heyecanlı bir konuşma yaptı. Halk coşmuştu. Atatürk’ün nutkuna
bir ilkokul çocuğunun cevap vermesi hepimizin gözlerini yaşartmıştı. Mini
mini çocuk:
Kan
aksa can çıksa dönmeyeceğiz geri
Damarlarımızda
taşıdığımız ecdat kanı
Allah
hakkı için başaracağız bu işi
………..
şiiri
ile sözlerini bitirdiği zaman Atatürk eğilerek çocuğu okşayıp öptü ve
halkın duyacağı bir sesle:
-Biz
bu işe Allah’ın yardımıyla başladık. İnşallah memleketimizi kurtararak
yarının gençliği olan sizlere emanet edeceğiz, demişti.
Kayseri
halkının ‘Yaşa, var ol!’ sesleri ve alkışları Atatürk gibi hepimizi
memnun etmişti. Kayseri cenge hazırdı.”
Bugün
Atatürk Evi ve Müzesi olarak kullanılan İmamzade Raşit Ağa Konağı
Atatürk,
İmamzade Raşit Ağa’nın evinde kaldı
Kansu’nun
hatıralarında Raşit Efendi Konağı ile ilgili şu ifadeler yer almaktadır:
“Kayseri’ye
vasıl olan Mustafa Kemal Paşa, İmamzade Raşit Ağa’nın hanesinde misafir
edilmiş, ben ve Hüsrev Bey de bu evde kalacak surette hazırlık yapılmış.
Rauf Bey, Nuh Efendi’nin hanesinde ve diğer arkadaşlarla diğer zevatın
hanelerine misafir edilmişler.” Mustafa Kemal Paşa: ‘Arkadaşlarım gelmeden
sofraya oturmam’ deyince bir kamyon ve kafi jandarma ile yolda kalanlara
yardıma çıkılmıştı. Nihayet kara saplanan otomobil kurtarılmış ve gece
yarısına bir saat kala Kansu ve arkadaşları kamyonun arkasına bağlanan
arabaları ile birlikte şehre giriş yapmışlardır. Kansu, Kayseri’de Atatürk’ün
yanına gelmiştir ve aralarında geçen konuşmayı şöyle nakletmektedir:
“Donacak haldeydik. Paşayı hazırlanmış sofraya oturmamış, gezinmekte bulduk.
Merak ile: ‘Aman yahu, nerede kaldınız, merak içindeyim’ dedi. Ben de
‘Bizi bırakıp kaçtınız, bu olur mu’ dedim. ‘Ne bileyim, arkadan yavaş
yavaş geliyordunuz, kara saplandığınızı zannettim. Neyse, geçmiş olsun.
Bu havalarda bu kırık dökük otomobillerle bundan daha iyi seyahat mümkün
olur mu?” dedi. Biraz ısındık ve sofraya oturduk. Paşanın güzel hikayeleriyle
çektiklerimizi unutarak güle güle yemek yedik. Ertesi gün Kayseri’de kalacaktık,
ziyaret edilecek yerler vardı. Gece yarısını geçmiş idi ki, yatak odalarına
çekildik. Paşa, sağdaki odada, ben karşıdaki odada, Hüsrev Bey de yanımdaki
odada mükemmel ve çok rahat yapılmış yataklara kavuştuk. Odalar, yanan
sobalarla mükemmel teshin edilmişti. Rahat uyuduk. Raşit Ağa’nın misafirperverliğini
unutamıyorum.”
O
yıllarda yokluk ve ümitsizlik hüküm sürüyordu
Atatürk’ün
Kayseri’ye geldiği 1919 yılı aslında Türk Milleti için kara yılların
arasında yer alıyordu. Yurdun dört bir yanı işgal altındadır. Türk Ordusu
dağıtılmış, elinden silahı ve cephanesi alınmıştır. Halk umutsuz ve yorgundur.
Fakirlik bir yandan, salgın hastalıklar diğer taraftan halkı yıpratırken,
Türk Halkı yurdunun işgal edilişinin derin üzüntüsü içerisindedir. Ahmet
Hilmi Kalaç, o yılların Kayseri’sini anlatırken aslında yurdun genel durumundan
da manzaralar çizmektedir: “Hükümet otoritesi çok zayıflamış, adeta
yok denecek derecede, asayiş bozulmuş, soygunculuk, şekavet eksik değildi.
İaşe darlığı, bilhassa un ve ekmek buhranı şiddetle devam ediyordu. Ticaret
hayatı felç bir halde, herkes bir endişe ve ümitsizlik halindeydi.”
Bu
sıkıntılı dönemde belediye başkanlığı yapmış olan Ahmet Rıfat Bey (Çalıka)
hatıralarında şöyle diyor: “Birinci Dünya Savaşı içinde, akşamdan
ekmek bekleyip sabaha çıkanları, çıkamayıp ölenleri gördüm. Ölenleri kaldırdım
ve kalanların yaralarına merhem olmaya çalıştım. 23.000 nüfusa kadar Belediyeden
ekmek temin etmeye çalıştım. Belediyenin kokmuş olduğu için el koyup toprağa
gömdüğü etleri yiyenleri, salhanede kesilen koyunların kanlarını dilleri
ile yalayanları görmüştüm.”
1918
yılına kadar elde ettiği hububatın büyük bir bölümünü 3. Orduya sevk eden
Kayseri, 400 bin kilo pastırma üreterek yine 3. Orduya göndermişti. Lakin,
evlatlarını cepheye yolladığı için de araziyi yeterince ekememiş ve tarım
rekoltesi de oldukça düşmüştü. 1919 yılında ise kısmen toparlanma olmuş,
merkezde bir önceki yıl 6.857.441 olan hububat rekoltesi 1919 yılında
8.815.851’e yükselmiştir. Yine Bünyan-ı Hamid kazasında 1918 yılında 613.543’e
düşen hububat miktarı 1919 yılında 2.483.707’ye yükselmişti.
İkinci
gün… 20 Aralık 1919
Mustafa
Kemal Paşa ve arkadaşları 20 Aralık 1919 Cumartesi gününü Kayseri’de bir
kısım ziyaretlerle geçirmişlerdir. Ziyaret edilen yerler arasında Hükümet
ve Belediye Binaları, askeri kulüp, Kayseri İhtiyat-ı Zabitan Cemiyeti
Merkezi ve bazı mektepler vardır.
Pastırmalı
Yumurta
Kansu’nun
hatıralarına dönecek olursak Kansu o günün sabahını şöyle anlatmaktadır:
“Sabahleyin mükemmel bir kahvaltı yaptık; evet, mükemmel diyorum,
bizim aylardır ki, tere yağı, kaymak, süt, bal gördüğümüz yoktu. Bu gibi
şeylerden mahrum kaldıktan sonra insan bir gün kavuşursa kıymetleri o
zaman daha ziyade artıyor. Paşa, kahvaltıda yine şakaya başladı. Ev sahibine:
‘Azizim, biz her sabah sütten, kaymaktan bıktık. Sizin meşhur pastırmanız
vardır, üzerine birkaç taze yumurta kırılsa da daha kuvvetli bir kahvaltı
alsak, nasıl olur? Bugün gezeceğimiz yerler var, öğle yemeğini biraz geç
yiyeceğiz!’ ve paşa bana bir göz işareti yaptı. Raşit Ağa: ‘Baş üstüne
efendim!” diyerek fırladı gitti. Paşa: ‘Öyle değil mi? Kaymaktan, sütten,
baldan filan bıktık’ deyince bir kahkaha attık. ‘Adi bir çay ile bir dilim
ekmekten ne haber paşam?’dedim. ‘Canım pastırmalı yumurta istedi de onun
için söyledim’ dedi. Beş on dakika geçmeden pastırmalı yumurta geldi.
Nihayet mükemmel bir yemek yedik demektir. Arkadaşlar da birer birer geldiler,
birleştik. Askeri kulübü gezdik; bir küçük mütevazı evdi. Sonra bazı mektepleri
ve Ermeni cemaatine ait mektebi ve papazını gördük. Fakat Kayseri’yi terk
etmek üzereymiş. İleri gelenlerle, işimiz hakkında müzakerelerde bulunuldu.
Kayserililer umumiyetle Kuva-yı Milliyeci ve fedakar ve vatansever insanlardır.
Her şeye hazır olduklarını memnuniyetle müşahede ettik. O gece de misafir
olduğumuz evlerde kaldık.”
Ahmet Hilmi Kalaç
Ahmet
Hilmi Kalaç ise 20 Aralık 1919’u şöyle dile getirir:
“Hükümet
ve belediyeyi ziyaret ettiler. Halkla ve bilhassa hocalarla toplu bir
halde
görüşmek
arzusunu izhar ettiklerinden, başta Kızıklı Hacı Kasım Efendi olduğu halde,
ilmiye sınıfının ileri gelenleri tüccar ve esnaftan bazıları, Raşit Efendi
Kütüphanesi’nde toplandılar. Kütüphaneye gelen hocaların ayrı ayrı ellerini
sıkarak iltifatta bulundu. Memleketin uğradığı haksızlığı, bunu önlemek
için milletçe yapılacak vazifeyi tebarüz ettirdi. Kayseri’de bir de beyanname
neşrederek ertesi gün Ankara’ya müteveccihen yollarına devam ettiler.”
Raşit
Efendi Kütüphanesindeki toplantı ve Kızıklı Hoca Kasım Efendi
Kayseri insanı Milli Mücadele’ye çok büyük destek vermiştir. Mustafa Kemal
Atatürk’e bu destek Sivas Kongresi öncesi Ahmet Hilmi Bey tarafından bizzat
açıklandığı gibi, Sivas Kongresi sonrasında da 19 Aralık 1919’da Atatürk’ün
Kayseri’ye gelişlerinde şehrin ileri gelenleri tarafından açıklanmıştır.
20 Aralık 1919’da Raşit Efendi Kütüphanesi’nde Kayseri ileri gelenlerinden
Hacılarlı Mustafa Efendi, Beydayının yeğeni Ahmet Efendi, Nisarizade Abdurrahman
Efendi, Taşçıoğlu Mehmet Bey, Ahmet Hilmi Kalaç, Mehterin Yunus Efendi,
Avukat Osman Bey, Tacettin Tacettinoğlu ve Ahmet Hilmi Güçlü gibi daha
şehrin ileri gelenlerinden bir çok insanla Atatürk görüşmüştür. Kütüphanedeki
toplantıda Mustafa Kemal Paşa, hocaların ve diğerlerinin ayrı ayrı ellerini
sıkarak iltifatta bulunmuştur. Memleketin içine düştüğü bu kötü durumdan
ancak, birlik ve beraberlik içerisinde, milletçe kurtulacağını söylemiş
ve onlardan yardımlarını istemiştir. Toplantıda bulunanlar gerekeni yapacaklarını
ve kendilerini destekleyeceklerini Atatürk’e bildirmişlerdir. Raşit Efendi Kütüphanesi’ndeki bu toplantıdan sonra Kayseri
halkı üzerinde büyük etkisi olan Kızıklızade Hoca Kasım Efendi’yi evinde
ziyarete gitmişlerdir. Bu görüşmede Hoca Kasım Efendi, Atatürk’e şöyle
hitap etmiştir:
-Doğudan mavi gözlü bir zat gelecek ve bu vatanı kurtaracak. Allah’ül-alem,
o zatı muhterem siz olsanız gerektir.
Bu sözler ve ardından Hoca Kasım Efendi’nin yapmış olduğu dua Atatürk
ve arkadaşlarını son derece memnun etmiştir.
Din
adamlarının Heyet-i Temsiliye’ye takındıkları tavır önemliydi
Heyet-i Temsiliye’ye karşı din adamlarının tavrı çok önemliydi. Özellikle
Kayseri Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığını da yürüten Müftü Ahmet Remzi
Efendi başta olmak üzere Kayseri Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin bütün üyeleri
Atatürk’ü karşılamaya gelmişlerdi. İhtiyat-ı Zabitan Üyeleri, devlet memurları,
Kayseri ulemasında Kızıklı Hacı Kasım Efendi de Ata’yı karşılayanlar arasında
yerini almıştı. Bu da göstermektedir ki, Kayseri şehir olarak Ata’yı karşılamaya
önceden hazırlanmıştır.
Kayseri’deki medreselerde de aynı hazırlığın yapıldığını Dar’ü-l Hilafetü’l-
Aliye Medresesi öğrencisi olan Hakkı Demirtaş’ın ifadelerinden öğreniyoruz:
“Hey’et-i Temsiliyeyi karşılamak için medresede günler evvel hazırlıklar
yapıldı. Medresede Miyaszade Nuh Mehmed Efendi, Ekmek Yemez Osman Efendi,
İmam Ahmet Efendi gibi hocalarımızda bir istek ve sevinç vardı.”
Kayseri
Milli Uyanışta tereddüt değil cesaret göstermişti
Biraz gerilere gidelim. Kayseri’de milli uyanışı canlı tutan
bazı şahısları kısaca tanımak gerekli olacaktır. Çünkü, Sivas Kongresinde
Atatürk’le yan yana gelen bir kısım Kayserili şahıs, Kayseri’de boş durmamış
ve önemli çalışmalar yapmışlardı. Yani Kayseri’de Milli Mücadele’nin alt
yapısı oluşturulmuştu.
21
Ağustos 1911’den 2 Nisan 1919’a kadar Kayseri Müftülüğü görevini yürüten
Şeyhü’l-İslam Mustafa Sabri’nin Kayseri’deki propagandasına izin vermediği
için müftülük ve müderrislik görevinden azledilen Müftü Ahmet Remzi Efendi,
2 Kasım 1919’da Kayseri’den Osmanlı Meclisine mebus seçildiği halde istifa
ederek bu meclise katılmamıştı. Erzurum Kongresi’nden sonra ikinci bir kongrenin Sivas’ta
yapılacağı haberi duyulunca Ahmet Remzi Efendi’nin önderliğinde elli kişilik
bir grup Taşçıoğlu Mehmet Bey’in evinde gizlice toplanmışlardı. Gizlice
diyorum, çünkü zamanın Kayseri valisi Ali Ulvi Bey, İstanbul yanlısı idi
ve Kayseri’de Milli Mücadele yanlılarının faaliyetlerini büyük ölçüde
kısıtlamıştı. Taşçıoğlu Mehmet Bey’in evindeki toplantıda Katipzade Nuh
Naci ile Ahmet Hilmi Bey’in Sivas’a gitmesine karar verilmişti. Daha sonra
İmamzade Ömer Mümtaz Bey de aralarına katılınca üç kişi olmuşlardı. Bu üç delege Sivas Kongresinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüşler,
Kayseri’ye döner dönmez de Ahmet Paşa İlkokulunda gizli bir toplantı yaparak
Kayseri Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurmuşlardı. Seksen kişilik topluluk,
aralarından Müftü Ahmet Remzi Bey’i başkanlığa getirmiş, idare meclisine
ise Nuh Naci Bey, Ahmet Hilmi Bey, Mazhar Karakaya, Faik Seler, Mustafa
Ağırnaslı ve Uşaki Osman seçilmişlerdi.
Görülüyor ki 19 Aralık 1919 tarihinden çok önce Kayseri’deki örgütlenme
gerçekleştirilmişti. Milli uyanışın neticesinde teşkilatlar halkı aydınlatmak
için önemli faaliyetler yapmıştı.

Sivas Kongresi Delegelerinden İmamzade Ömer
Mümtaz Bey
Kayseri İhtiyat-ı Zabitan
Teavün Cemiyeti’ndeki Toplantı
Birinci Dünya Savaşında cephelerden ve esaretten dönen ihtiyat zabitleri
Kayseri’de “İhtiyat-ı Zabitan Teavün Cemiyeti”ni kurmuşlardı. Çünkü, o
yıllarda Kayseri’de Adana’nın ve Maraş’ın Fransızlar tarafından işgali
şiddetle protesto ediliyordu. Hatta “Adana’ya Doğru” isimli gazete çıkarılmıştı.
Haçın’da (Saimbeyli) Ermeni mezalimine karşı intikam alayları oluşturulmuştu.
İntikam alayının sayısı İncesu, Bünyan ve Develi’den katılan gönüllülerle
200 atlıya ulaştı. İntikam Alayı Saat Kulesi Meydanı’nda yapılan konuşma
ve dualardan sonra Haçın’a hareket etti.
1317 doğumlu olan Cemal Hattat, Ömer Çelebi’ye Haçın cephesindeki çarpışmaları
anlatırken “Topu da, makineli tüfeği de Bağdat cephesinden dönen
Mehmet Çavuş’tan başkası kullanamıyordu” demektedir. İşte bu ihtiyat zabitleri cepheden cepheye koşmuşlardı ve
askeri silahları ve harp sanatını çok iyi biliyorlardı. Başlarında da
Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresinde güvenliğini sağlayan Mazlum Rasim
(Can) Bey vardı. Ekim 1919’da Kayseri’ye dönen Mazlum Rasim Bey, bu cemiyetin
başına getirilmişti. Bu zat, 1911 yılında Kayseri İdadisinde öğretmenlik
yapmış, cesur ve yurtsever bir insandı. Sivas Polis Müdürü iken Kayseri’ye cemiyetin başına getirilen
Mazlum Rasim Bey, o günleri şöyle ifade etmiştir: “Sivas Kongresi
hitama erip de Temsil Hey’eti seçildiği günün ferdasında (ertesi) her
sabah mutat ziyaretlerimin sonucu Mustafa Kemal Paşa’ya yaparak veda ettim.
Niçin ayrılıyorsun dediler. Hey’et-i Temsiliye seçildi, murahhaslar mıntıkalarına
avdete başladılar, ben de Kayseri’ye giderek hizmete başlamak istiyorum,
diye arz ettim. İlk memuriyetim burada başlamıştır. İdadi muallimi olarak
hizmet etmiştim. Talebelerim oradadırlar. Halen de İhtiyat zabitidirler.
Muhiti iyi tanırım. Hizmet için de en iyi saha benim için orasıdır, diye
maruzatımı yaptım. Muvafık buldular. O gün merhum Ruşen Eşref ile hareket
ettik, Kayseri’ye muvasalat ettiğim gün, merhum Ahmet Hilmi Kalaç ile
buluştuk. Onun evinde barındım. Adana’ya Doğru diye bir gazete çıkarmayı
beraberce kararlaştırdık. O da Erciyes gazetesini çıkarmakta idi. Talebelerim
olan gençler beni İhtiyat Zabitan Cemiyeti reisliğine getirdiler.” Zübeyir Kars, bu cemiyetin Kayseri’de Türk milli uyanışında
önderlik ettiğini ifade etmektedir. Hatta o sırada Pozantı taraflarına “av tüccarı” adıyla
kurdukları beş kişilik bir ekip milli uyanışı anlatmak için propaganda
faaliyetine gönderilmişti. Kayseri İhtiyat-ı Zabitan Teavün Cemiyetinin üyeleri arasında
Osman Coşkun, Mazlum Rasim, Bünyanlı Müderris Mehmed Alim Efendi, Jandarma
Zabiti Ratıp Bey, Yedek subaylardan Kemal, İcracı Şaban ve Naim, Tacettin
Tacettinoğlu, Başçavuş Mehmet, Ahmet Efendi, Avukat Osman Bey, Ahmet Hilmi
Kalaç, Mehterin Yunus, Taşçıoğlu Ömer, Nisarizade Abdurrahman, Sait Feyzioğlu,
Cemal Hattat, Tevfik Hocanın oğlu Mehmet Efendi, Şişlinin Abdurrahman,
Nakibin Osman, Ahmet Hilmi Güçlü gibi şahıslar vardı. 20 Aralık 1919’da bu cemiyette yapılan toplantı oldukça önemliydi.
Mustafa Kemal Paşa, burada etkili bir konuşma yapmıştır. Bu toplantıya
katılanlardan biri de 1899 Kayseri doğumlu olan Ahmet Hilmi Güçlü’dür
ve o günkü toplantıyı Ömer Çelebi’ye şöyle nakletmiştir: “Mustafa Kemal
Paşa, Yedek Subaylar Cemiyeti binasına giderek konuşma yaptı. Konuşmasının
yalnız şu kadarını hatırlıyorum: ‘Arkadaşlar, memleketin mevcudiyeti
tehlikededir. Bizim, sizinle sevgi, saygımız cephede başlamıştır. Yedek
Subaylara güveniyoruz, inanıyoruz’ dedi. Yedek Subaylar
da cevaben : ‘Emrinizdeyiz, canımızla, kanımızla, sizinle beraberiz’
dediler. Bina önünde bir de fotoğraf çektirdik.”

Mustafa
Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri Kayseri İhtiyat-ı Zabitan Teavün
Cemiyeti Merkezi önündeler. Öndekiler: Rauf Bey (Orbay), Mustafa Kemal
Atatürk ve Hüsrev Bey. Arkadakiler: Hacılarlı Mustafa Efendi,Beydayının
Yeğeni Ahmet Efendi, Nisarizade Abdurrahman Efendi, Taşçıoğlu Mehmet Efendi,
Avukat Osman Bey, Ahmet Hilmi Kalaç, Mazhar Müfit Kansu, Mehterin Yunus,
Sağırhocanın Oğlu, Tacettin Tacettinoğlu, Ahmet Hilmi Güçlü
21
Aralık 1919 Pazar… Üçüncü Gün…
21 Aralık 1919 tarihinin en önemli
hadisesi Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi
adına Kayseri halkına verilen beyanname olmuştur. Altı kişilik heyet sabah
saat dokuzu on geçe Kayseri’den ayrılmıştır. Mazhar Müfit Kansu, hatıralarında
şöyle diyor: “Kayseri’den 21 Aralık 1919 Pazar sabahı hareketle doğruca
Mucur’a gidiyorduk. Fakat, hareket dokuzda olmak lazım gelirken on dakika
geç kaldığımızdan hareket müdürü söylenip duruyordu. Bu on dakikayı birinci
on beş dakikalık istirahattan keserek telafi edeceğini teemmül ile biraz
öfkesi geçti. Soğuk çok ziyade idi. Himmetdede köyünde on beş dakika yerine
beş dakikalık bir tevakufla tekrar yola düzüldük. Öğle yemeği otomobillerde
yenecekti. Kayserililerin yolluk olarak verdikleri börekler, sucuklar,
pastırmalar, piliçler her otomobile bu tavakkuf sırası taksim ve tevzi
edildi. Bu defa da kar yerine biraz yağmur yağdı ve nihayet, yolları kardan
ve çamurdan cıvık bir hal aldığından, mukadder saatten iki üç saat sonra
yani gece sekiz buçukta Mucur’a gelebildik.”
Kayseri’den atlılar
Topaklı’ya kadar Ata’yı uğurladı
Kayseri’den Ata’ya refakat eden atlılardan Ali Büyükgöncü o günü şöyle
ifade eder: “Mustafa Kemal Paşa, giderken sabahleyin saatin yanında ufak
çapta bir uğurlama töreni yapıldı. Toplantıda şehrin ileri gelenleri vardı.
Yola çıkıldı. Himmetdede’ye yaklaşınca, Paşa, atlılara: ‘Dönün çocuklar,
yorulmayın!” dedi. O zaman atlılardan Germirli Hacı: ‘Paşam, biz sizi
yolcu edeceğiz. Bizim atlarımız yorulmaz” dedi. Topaklı’ya vardık. Kırşehir
atlıları gelmişti. Biz Topaklı’dan geri döndük.”
“Kayseri’nin muhterem
ahalisine teşekkür ederiz”
21 Aralık 1919 Pazar gününün en önemli hadisesinin Mustafa
Kemal imzasıyla “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesinin
Kayseri Ahali-i Muhteremesine Beyannamesi” adıyla bir beyanname yayınlaması
olmuştur. Kayseri halkına duyulan memnuniyeti ifade eden nice sözlerin
yer aldığı bu beyanname Kayseri için oldukça önem taşımaktadır. Bu beyanname
şu şekildedir:
Anadolu’nun hayatı iktisadiyesinde
ebedi bir mevki-i bülendi olan Kayseri’nin Heyet-i Temsiliye’ye açtığı
aguş-ı samimiyet ve uhuvvet
o kadar hâr, o kadar nevazişkâr
oldu ki muhterem Kayserililere aleni bir lisan-ı minnet ve şükran
ile hitap etmeye lüzum gördük. Kadın, erkek, çocuk bütün efradı milleti
umumi bir galeyan ve heyecan ile izhar ettiği
teveccüh ve samimiyet, Heyet-i Temsiliyeyi teşkil
eden naçiz fertlerin şahıslarında
bilâ istisna her kalbin birleşmiş
ve her kuvvetli şahsiyetin
itilaf ve irtibat etmiş
bulunması cihetiyle pek kıymettar ve pek ulvi mahiyettedir.
Heyet etrafında her çehrede ve her Türk’ten taşan
tufanı muhabbet ve samimiyet içinde hayatını vakfetmiş
olduğu
mesainin amel-i milliyeye istinad ettiğini
görmekle bahtiyar ve memleketin yegane haris-i tamamiyeti ve milletin
ilk ve son çare-i necat ve selameti olan bu vahdet devam ettikçe istikbalin
telafi-i mafatına behemehal imkan bahşetmeyeceğinden
ümitvar oldu.
Bu tahassüsat ile gaye-i milliyeye daha ziyade kuvvet ve metanetle yürümek
için milletin azim ve imanına istinat ettiğini
hissederek müteşekkir
kaldı.
Anadolu’nun kalb-i heyecanına bu seyahatimizin ilk merhalesinde Kayseri’de
temas ettik. Bu temasın bıraktığı
hatır u hürmet ve merbüdiyeti ve şahsen
mütehassis olduğumuz
asar-ı uhuvvet ve nezaketin tevlit ettiği
hiss-i şükranı
ömrümüz oldukça muhafaza edeceğiz.
Gayemize şiddet-i
merbudiyetin yüreklerimize bahşettiği
hiss-i iftihar ile seyahatimize devam ederken arkamızdan Anadolu’nun bütün
teheyyücatı vatanperveranesini nefsinde en güzel temsil ve tecelli ettirmiş
kuvvetli, zeki, muktedir, samimi bir merkez-i faaliyet mevcut olduğunu
daima düşünerek
müftehir olacağız.
Bu tahassüsatı ve bu iftihar hislerini bize hissettirdiğinden
dolayı Kayseri’nin muhterem ahalisine teşekküratımızı
alenen takdim ve gayeye müteveccih mesaide daima kalben müttehit
kalarak arzı veda ederiz.
21.12.1919
Kayseri
Anadolu
ve Rumeli Müdafa- i
Hukuk
Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi namına
MUSTAFA
KEMAL
Cemal
Hattat’ın anılarından…
Raşit
Ağa bana : “Gel, Paşa’nın Hizmetini gör” dedi
Kayseri’de
1317 (M.1901) yılında doğan Cemal Hattat, o günlere ait hatıralarında
şunları nakletmektedir:
“1918-1919
(yılları), bütün Türk Ulusu için çok kötü geçti. Halkımız umutsuzluk içinde
karanlık günler yaşadı. Kayseri halkı da öyleydi. Mal ve can emniyeti
yoktu. Herkes yarınından emin değildi. Ermeniler, Türklerin evlerine baskın
yaparak kadına, kıza kötülük ediyorlardı. Bir gün de Saraç Mavuş’un Hamdi
Efendi’nin evine kağıt yapıştırarak, kendisini ölümle, karısını dağa kaldırmakla
tehdit etmişlerdi.
Ben
o zaman Kayseri Sultanisi’nde (lise) okuyordum. Bir gün bütün Kayserililer
meydanda toplanarak miting yapıldı. Dua edildi. Ve Ermeniler üzerine yürümek
ve baskın yapmak için karar verildi. Herkes evinde ne gibi silahı varsa
aldı. İbrahim Safa ve Şişlinin Abdurrahman Efendiler bu olayda çok yararlıklar
gösterdiler.”
“Doğruca
Haçın’a gittik.”
“Doğruca
Haçın’a (Saimbeyli) gittik. Bir top ve bir de makineli tüfeğimiz vardı.
Topu Sivas’tan camız arabasıyla Pilavcı’nın Mustafa Ağa getirdi. Haçın’a
inen tepelerden birisinde cephe tuttuk. Ve ateşe başladık. Ermeniler de
silah ve cephane bol olduğundan bizi kuvvetli ateş altında tutuyorlardı
ve bizi köye yaklaştırmıyorlardı. Topu da, makineli tüfeği de Bağdat cephesinden
dönen Mehmet Çavuş’tan başka kimse kullanamıyordu.
Nihayet
bin bir güçlükle topu çalıştırarak ateşledik ve bir büyük isabetle top
kiliseye düştü ve kilise tahrip oldu. Kiliseye sığınmış olan Ermeniler
açıkta kaldılar ve sağa, sola kaçmaya başladılar. Panik baş gösterdi Ermenilerde.
O zaman da makineli tüfekle ateşe başladık.”
Raşit
Ağa bana : “Gel, Paşa’nın Hizmetini gör” dedi
“18
Aralık Perşembe günü memleketin büyüklerinden İmamzade Raşit Ağa, oğlu
Yunus Ağa ile birlikte bana:
-Yarın
Mustafa Kemal Paşa gelecek. Sen de gel, Paşa’nın hizmetini gör, dedi.
Yunus
Ağa, benim çok samimi arkadaşımdı. Hem de o evde çok bulunurdum.
19 Aralık
Cuma, karlı bir havada sabahleyin ev derleştirilmeye başlandı. Yunus Ağa
ile birlikte biz de verdikleri talimatı yerine getirmeye başladık. Nihayet
o gün sabahleyin şehirden Metahin Mehmet Ağa, Tacettin Tacettinoğlu Ağa,
Nisarizade Abdurrahman, Şişlinin Abdurrahman, Göncünün Mehmet Ağa, Çıkrıkçının
Kadir, Cemal Cenkçi, İcra memuru Şaban ve daha atı silahı olan 40-50 arkadaş
Paşa’yı karşılamak için yürüdüler. Kumarlı ve Kayırhan’a kadar gidilmiş.
“Halk
kurbanlar kesti”
“Paşa’yı
karşıladılar. Bu arada Kayseri halkı Necmettin Bey’in evi şehrin harici
idi, oraya gelmiş. Biz de bu evde bekliyorduk. Bu arada Küçük Hacı, deve
kesmiş ve birçok halk kurban kesmişler.
Paşa,
sonra kendine ayrılan eve geldi. Köşe odaya yerleşti. Arkadaşları vardı:
Bekir Sami Bey, Mazhar Müfit Bey, Rauf Bey, Faik Seler Bey, İbrahim Safa
vardı. Altı kişilerdi.
Bunlar
içerisinden Bekir Sami Bey, Rauf Bey arabaları çöktüğü için gelememişler.
Bunları almak için Talas’tan Taşçıoğlu’nun Mehmet Efendi, Amerikalılardan
bir reo kamyon getirdi. Şoförü Kunduracı Mehmet’ti. Gittiler arabayı Kızılyokuş’tan
çektiler, selamete çıkardılar. Fakat bunlar yokken Paşa çok üzgündü. Onlar
gelmeden yemeğe oturmadı. Onlar da gelince çok neşelendi.
Oturdular,
o zamanlar vali, belediye reisi, eşraf-ı mümeyyize, şehrin ileri gelenleri
geldiler, oturdular, sohbet ettiler.”
“Paşa,
halkın üzülmemesini, bu işlerin biteceğini söyledi”
Paşa, yapacakları hareketten bahsetti. Halkın hiç üzülmemesini, bu işlerin
biteceğini, sureti katiyede kendi sözleriyle söyledi. Ben ve arkadaşım
Yunus Ağa ile birlikte, biz de konuşmaları dinliyorduk.
Bu sırada yemek geldi. Benden pastırma, leblebiyi tazelememi istedi. Onları
da getirdim. Memnun oldu, sevindi. Bazı şakalı sözler söyledi. Nihayet
geç vakit yatak odalarına çekildiler.
Biz ve zamanın belediye reisi kapıda nöbetçi kaldık. 20 Aralık 1919. Sabah
oldu, kalktılar, kahvaltılarını yaptılar. Bekir Sami Bey, Rıfat Bey Ulukışla’ya
gittiler. Ulukışla’da eski paşalardan birisi gelmiş. Telgraf Müdürü Şakir
Bey’in evinde misafirmiş. Ali Hikmet Paşa. Bu paşa ile buluşmak istemişler.
Bunları ben konuşurlarken duydum.”
“Paşa, ne Yunan’ın ne İngiliz’in kalacağını katiyetle söylüyordu.”
“Sabahtan sonra, yemek, kahvaltı… Yine halkla, eşrafla, tüccarlarla
konuştular.Vakit oldu. Raşit Efendi Kütüphanesine gidildi. Buraya birçok
hocalar ve halkın ileri gelenleri birikmişler. Biz tabii kapını arkasında
duruyoruz. Orada konuşuldu. Halkın müteessir olmamasını, suret-i katiyede
bu işin halledileceğini, ne Yunan’ın ne İngiliz’in kalacağını, suret-i
katiyede söylüyordu.
Efendim. Bu sırada kütüphaneden camiye inildi. Orada topluca namaz kılındı.
Namazdan sonra birçok yaşlılar arasında memleketin hürmet ettiği Kızıklı
Hacı Kasım Efendi. Evinde bulunan Hacı Kasım Efendi’ye heyetçe gidildi.
Orada hocayla konuştular. Ben içeriyi göremediğim için ne konuştuklarını
bilmiyorum. Halktan şayi olduğuna göre bazı şeyler konuşmuşlar. Oradan
gelindi. Akşam oldu. Yemeğini yedi. Gelen halkla konuştu.
21 Aralık 1919. Kayseri halkına teşekkür ve memnuniyetini ifade eden 21
Aralık 1919 tarihli beyannamesini yayınladığı sabahleyin Rauf Bey, Mazhar
Müfit Bey, bunlar üç arkadaş Ankara’ya gittiler.”
Sonuç:
Bu küçük çalışmayla 84 yıl öncesine dönerek tarihi bir hadisenin ayrıntılarını
ele almaya çalıştık. Bugün yaşadığımız şartlar düşünülecek olursa, başta
Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türk Milletinin bağımsızlığı için büyük
emekler harcayan nice insanımıza, bu uğurda hayatlarını feda eden aziz
şehitlerimize bir kez daha minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Kayseri
ili olarak yurt sathında yürütülen bu önemli mücadelede Mustafa Kemal
Atatürk ve arkadaşları ile aynı saflarda yer alan halkımızla, ulemalarımız,
askerlerimiz, memurlarımız, eşrafımız, tüccarlarımız, din büyüklerimizle
Ulu Önder’in yanında yer aldıkları için, o günün şartlarında her türlü
sıkıntıya katlandıkları için gurur duyuyoruz. Ruhları şad ve mekanları
cennet olsun.
Kaynaklar
- Ömer Çelebi, Atatürk Kayseri’de, Ankara,
1973
- Ziya Oranlı, Atatürk’ün Şimdiye Kadar Yayınlanmamış
Anıları, Ankara, 1967
- Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar
Atatürk’le Beraber, TTK Yayını, Ankara, 1968
- Kayseri Lisesi 100. Yıl Şeref Belgeseli,
C.I, Ankara, 1997
- Zübeyir Kars, Milli Mücadele’de Kayseri,
Kültür Bakanlığı Yayını Ankara, 1993
- Ahmet Hilmi Kalaç, Kendi Kitabım, ……..,
Yeni Matbaa, 1960
- Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi, TBMM
yayını, c.III
- Ali Rıza Önder, Kayseri Basın Tarihi, Ankara,
1972
- Ali Sarıkoyuncu, “Mustafa Kemal ve Milli Mücadele’de
Din Adamları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı:
39
- Hurşit Çalıka, Kurtuluş Savaşı’nda Adalet Bakanı
Rıfat Çalıka’nın Anıları, İstanbul, 1992
- Süleyman Beyoğlu, “1914-1922 Yıllarında Kayseri’de
Yaşanan Bazı Sıkıntılar”, II. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu
Bildirileri, KAYTAM yayını, Kayseri, 1988
- Ali Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Kayserili Din Adamları: Müftü
Ahmet Remzi ve Müderris Mehmed Alim Efendiler”, II. Kayseri ve
Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri, KAYTAM yayını, Kayseri,
1988
- Bayram Sakallı, “Milli Mücadele’de Kayseri
Yöresinde Teşkilatlanma: Kayseri ve Develi Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri”,
II. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri, KAYTAM yayını,
Kayseri, 1988
S.Burhanettin AKBAŞ
|