Jeologlar,
Erciyes'in tarihini 20 milyon yıl öncesine kadar götürürler. Yapılan araştırmalara
göre, bugünkü dağ ve çevresi, 20 milyon yıl önce, denizle kaplıydı. Zamanla
yerkabuğundaki çatlamalar sonucu, deniz çevresindeki kara parçaları oluştu
ve çevre göl halini aldı. Bu iş için milyonlarca yıl geçti ve nihayet
l5 milyon yıl kadar önce, bu gölde volkanik patlamalar oldu. ''neojen
dönemi'' adı verilen bu devrede meydana gelen bu patlamalar, gölün ortasında
bu günkü Erciyes’ten 400 metre daha yüksek koni şeklinde bir dağın oluşmasına
sebep oldu. Tepede bulunan krateri iki baca beslediği için, buradan fışkıran
lavların iri parçaları göl içerisinde tortulaşarak yeni bir tabaka; ince
toz parçaları ise dağın 100 km. ötesine kadar savrularak buralarda kül
yığınları meydana getirdi. Bu durum, bu günkü Kayseri’nin çevresindeki
hulunan taş ocaklarının teşekkülüne ve Göreme çevresindeki Peri Bacalarının
oluşmasına ve özellikle de bimis dediğimiz krater küllerinin çevrede büyük
kütleler halinde bulunmasına sebep oldu. Tomarza ve Develi bölgesindeki
bimis yatakları, Cırgalan, Güzelyurt, Gesi çevresindeki taş ocakları,
ürgüp ve Göremedeki rüzgarın aşındırarak oluşturduğu Peri Bacaları, Erciyes
dağının bu dönemde püskürtttüğü lav ve küllerin sonucu meydana geldi.
Erciyes dağı, bu ilk oluşumundan sonra, uzlun bir sessizlik dönemine girdi.
Bu dönemde, çevresindeki gölün suları çekildi ve kara parçası oluşarak
bunda da kırılma ve kaymalar meydana geldi. Tekir Yaylası, Koç Dağı, Sultan
Sazlığı teşekkül etti. Dağ, daha sonra yeniden faaliyete geçti. Bunun
tarihi de takriben, 2.2-5 milyon yıl önceye rastlar. Bu yeni volkanik
hareket, Ali Dağı, Yılanlı Dağı, Beşparmak Dağı ve Kara Siöri dağını meydana
getirdi. Bu dönemdeki patlamalarda küçük taş parçaları dağın etrafındaki
volkanik tepelerin oluşmasını sağladı. Artık çevre, tamamen kara parçasıdır.
Sular çekilerek oluşan arazinin tek bekçisi ise Erciyes'tir. Erciyes Dağı,
bu ikinci hareketinden sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Bundan takriben
bir milyon yıl önceye rastlayan bıı dönem, buzul çağıdır. Erciyes’i de
kalın bir buzul tabakası kapladı. Bu; arzın buzullaşma dönemi ya da dördüncü
zamanın başlangıcıdır. İnsanoğlu'da bu dönemde ortaya çıktı. Erciyes kendisini,
insanoğluna, buzlarla kaplanmış bir halde takdim etti. Bugün o dönemden
kalma buz parçalarının yükseklerdeki iki bazat yatağında bulunduğu ifade
edilir. Yer kabuğunun oluşumu üzerinde araştırma yapan Uzmanlar, Erciyes
dağının meydana gelişini böylece anlatırken, onun üçüncü defa ateş püsküttüğü
ve bunun da oldukça yeni olduğunu söylerler. Bu konuda en önemli Kaynak
da, Miladi takvimin başlangıç dönemine rastlayan yıllarda Kayseri’ye gelen
strabon adında bir coğrafyacı, Erciyes dağında kızgın ateş bacalarının
bulunduğunu, buradan geceleri lavların çevreye ateş yağdırdığını söyler.
Araştırmacılar, bu söylenenlerin doğru olduğunu, Erciyes'in volkanik yapısının
bunu gösterdiğini ifade ederler. Bu dönemdeki püskürtmeler sonucu Büyük
ve Küçük Kızıltepe’ler ile kefe ve Kırmızı dağlar meydana gelir. Artık
''Sönmüş bir Volkan'' ya da ''İhtiyar bir yanardağ'' olarak Adlandırılan
Erciyes, ilk harekete geçtiği dönemin izlerini tamamen kaybetmiştir. İlk
bacalar, şimdiki iki büyük zirvenin bulunduğu yerde kaybolmuş ve Dağ,
bugünkü şeklini üçüncü ve son faaliyet döneminde almıştır. Dağın, ilk
oluşumundaki yüksekliğinden de takriben 400 metre kaybettiği sanılmaktadır.
Bu durumun, dağın tek bir volkan yerine, çeşitli volkanlardan meydana
gelen bir ''volkanlar topluluğu'' o]uşundan kaynaklandığında ayrıca işaret
edilmektedir. Günümüzde, heybetine rağmen cazip görünüşü, büyüleyici silüeti
Kayseri yi kucaklayan ihtişamı, onu tabiattan çok, Kayseri'nin vazgeçilmez
tek sembolü haline getirmektedir. Üzerine yazılan sayısız şiir de bunun
en güzel göstergesidir. Uzmanlar, son yıllarda dünyanın çeşitli bölgelerindeki
Yanardağlarda görülen volkan püskürtmelerinden hareket ederek, Erciyes
dağı için de öyle bir durumun söz konusu olup olmayacağı sorusuna, ''Çok
uzak, hatta çok zayıf bir ihtimal'' diye cevap veriyorlar. Uzmanlar, bir
yanardağın harekete geçmeden önce belirtilerinin görüleceğini ifade ederek,
''Sismografik araştırmalar, Erciyes'te böyle bir şeyin olmayacağını ortaya
koyuyor. Çünkü çevrede ne yer sarsıntısı oldu, ne de dağda buhar ya da
duman izleri görüldü. Bir dağın yeniden faaliyete geçebilmesi için bunların
olması gerekir'' diyor ve ilave ediyorlar: ''Jeolojik araştırmalar, Erciyes'in
tamamen sönmüş bir dağ olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. ''